Poyrazlar Gölünde Bir Hafta Sonu

Çok değil 15 km Adapazarı’na. Temiz havayı akciğerlerinize depolayacağınız, mavi ile yeşil’e doyacağınız bir yer. Tabi ki Poyrazlar gölünden bahsediyorum. Bütün bir haftanın yorgunluğunu mu atmak istiyorsunuz? Doğa ile baş başa mı kalmak istiyorsunuz? O halde Ne duruyorsunuz, haydi sizde gelin bizimle!

Poyrazlar gölüne yaklaştıkça müthiş bir heyecan sarıyor içimizi. Güneş o kadar keskin bakıyor ki tepemizden, bir an kış mevsiminde olduğumuzu unutuyoruz. Yol kenarına dizilmiş ağaçlar selamlıyor ve eşlik ediyorlar bize. Bu manzarayı çevredeki ahşap evler tamamlıyor. Biraz sonra birden yükseliyor ve bir doğa harikasıyla karşılaşıyoruz. Etrafını çimenler ve ağaçlar süslüyor.

Bizi elinde orağı ile yaşlı bir amca karşılıyor. Yaşlı dediğimize bakmayın oldukça dinç ve kuvvetlice. İlerledikçe memleketimden insan manzaraları ile karşılaşıyoruz. Mangallar yakılmış, etrafta nefis bir et kokusu. Tok olduğum halde, bir an acıktığımı hissediyorum. Bir gurup aile oryantal müzik eşliğinde göbek atarken, diğer taraftan avaz avaz bir arabesk tırmalıyor kulaklarımızı. Bir balıkçı teknesi atmış ağını göle, umutla bekliyor. Haydi rastgele!

Gölün etrafını turlamaya başlıyoruz. Bir genç çift geliyor karşıdan, belli ki âşıklar. Gülücükler saçarak geçiyorlar yanımızdan. Bir şeyler eksik olmalı diye düşünüyor, bir an dikkat kesiliyorum ve rüzgârın o ihtişamlı sesini duyuyorum. Sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyor bize. Derken bir kuş katarı geçiyor üzerimizden cayırtılarıyla. Arkasından bir tüfek sesi pom pom pom… Kim bilir kaç kuşun canına kıydılar yine, bilemiyoruz.

Bir adam takılıyor gözümüze, tek başına. Gölün kenarına arabasını çekmiş, sazlıkların arasından gölü seyrediyor. Çok üzgün ve düşünceli bir hali var. Belki de sıkıntılarını anlatıyor Poyrazlara….Çözüm yollarını bekliyor. Uzunca bir süre gölü ve adamı izliyoruz. Buradan Poyrazlar köyü de görünüyor. Böyle bir yerde yaşamayı düşünüyor ve heyecanlanıyoruz.

Uzaklarda bir çalgıdır gidiyor. Yine mangallar yakılmış, mezeler hazırlanıyor akşam sofrası için. Ortada büyük bir rakı içilmeyi bekliyor. Bu insanların keyfine diyecek yok. Afiyet olsun deyip içimizden, oradan uzaklaşıyoruz. Şimdi gelen Ahmet Ağa olmalı, bitkin bir hali var yine? Muhtemelen çok çalışmış tarlada. Elindeki poşette de öğle yemeği olmalı. Eşi kim bilir neler koymuştur onun azığına.

Karşıda çok güzel yerler var, fotoğraf makinemizin objektifini zorlayarak seyredebiliyoruz ancak. Bir ara atlayıp göle karşıya kadar yüzmek, gölün soğuk sularıyla dalga geçmek istiyoruz, ama nafile… Sadece düşlemekle yetiniyoruz.

O kadar ağaç içerisinde metali görüyoruz. Burası bir çocuk parkı. Salıncaklar, tahtırevanlar ve diğerleri. Salıncaklara biniyor, sallanıyoruz doyasıya. Bir ah çekip içimizden çocukluk günlerimizi hatırlıyoruz.

Ve günün finalinde güneş bir günün yorgunluğunu çıkarırcasına ağır ağır kayıyor aramızdan. Gökyüzünün alev rengine bakakalıyoruz uzunca bir süre. Güneşi selamlıyor ve ona teşekkür ediyoruz, bize böyle güzel bir günü yaşattığı için.

                                                                                                                  21 ŞUBAT 1998
                                                                                                                   Cebrail TAŞKIN